Türkçe'de fortunate

Telaffuz
s. şanslı, tâlihli, bahtı açık, hayırlı, uğurlu

Örnek cümleler

I was fortunate to find a good job.
Neyse ki iyi bir iş buldum.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!
She was fortunate to pass the exam.
Sınavı geçmek için şanslıydı.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!
I was fortunate to make his acquaintance.
Onunla tanıştığım için şanslıydım.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!
You are fortunate to have such loving parents.
Böylesine şefkatli bir aileye sahip olduğun için şanslısın.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!
How fortunate for governments that the people they administer don't think.
Adolf Hitler
Yönettiği insanların düşünmediği hükümetler, ne kadar da şanslı.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!
-You're fortunate not to be paying for this with your head.
-Your Highness, sir, I could muster an army and surround Sherwood.
-But you couldn't catch him.
-Bunu başınla ödemediğin için talihlisin.
-Ekselansları, efendim, orduyu toplayıp Sherwood'u çember içine alabildik.
-Ama yakalayamadınız.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!
I've been very fortunate to be able to use my series as a platform to show a good message for the kids.
Chuck Norris
Çocuklara iyi bir mesaj vermek için dizilerimi bir platform olarak kullanabildiğim için çok şanslıyım.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!
So, not only were they able to make more space in their homes, they were also able to help other people who were less fortunate than they are.
Böylece evlerinde daha çok yer açmakla kalmayıp kendilerinden daha az şanslı olan diğer insanlara da yardım etmeyi başardılar.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!
He is fortunate having such a good wife.
O böyle bir karısı olduğu için şanslı.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!
He was fortunate enough to catch the train.
O, treni yakalamak için yeterince şanslıydı.
Telaffuz Telaffuz Telaffuz Hata bildir!

dictionary extension
© dictionarist.com